Bedava oyunlar blog sitesi

Arşiv Şubat, 2009


Assassin’s Creed Xbox 360

Geçmiş tarihe baktığınızda, önceden beri süregelen birçok oluşum göze çarpar. Bu oluşumlardan birçoğu, ya farkında olmadan, ya da özellikle yaptığı işler yüzünden tarihin akışını değiştirmiş, belki de şu zamanın kaderini çizmiştir. Yakın tarihle beraber bu tür oluşumlar daha perde arkasına alınsa da, hâlâ faaliyetlerini göstermekte, insanlığın haberi olmadan işlerini sorunsuz şekilde yürütmektedir.


Assassin’s Creed ( xbox 360 )
Yükleyen GameR39

Yazının devamını oku »

Call Of Duty 2 resimleri

Call Of Duty 2

Call of Duty Bir deyim vardır, sanırım onu kullanmanın tam zamanı: Anlatılmaz yaşanır…


Call of Duty 2
Yükleyen morbqk

Yazının devamını oku »

Killzone 2 demo inceleme

Bundan dört sene önce, E3 fuarında, Sony konferansında bir “şey” gösterildi. Killzone 2′nin ilk videosuydu bu. Sony video için oyuniçi dese de, sonradan yaptıkları açıklamayla hedefledikleri grafik kalitesini göstermek istediklerini itiraf edeceklerdi. Yine de o an, o salonda olanların her bir, konsol tarihinin en önemli olaylarından birinin bir parçası olmuştu.


KILLZONE 2 DEMO
Yükleyen Herkz

Yazının devamını oku »

Street Supremacy

http://rapidshare.com/files/103890341/StreetSuperMarcy_C.Jackson.part1.rar

http://rapidshare.com/files/103841272/StreetSuperMarcy_C.Jackson.part2.rar

http://rapidshare.com/files/103825965/StreetSuperMarcy_C.Jackson.part3.rar

http://rapidshare.com/files/103750335/StreetSuperMarcy_C.Jackson.part4.rar

rar şifresi (password): cjackson

Surf’s Up

http://rapidshare.com/files/136443718/Surf_s_Up_C.Jackson.7z.001.html

http://rapidshare.com/files/136461925/Surf_s_Up_C.Jackson.7z.002.html

http://rapidshare.com/files/136483638/Surf_s_Up_C.Jackson.7z.003.html

rar şifresi (password): cjackson

SWAT Target Liberty

http://rapidshare.com/files/133438900/SWAT_Target_Liberty_C.Jackson.7z.001.html

http://rapidshare.com/files/133460840/SWAT_Target_Liberty_C.Jackson.7z.002.html

http://rapidshare.com/files/133479608/SWAT_Target_Liberty_C.Jackson.7z.003.html

rar şifresi (password): cjackson

The Lord of the Rings: Conquest

Gün geçmesin ki Electronic Arts(EA) yeni bir Yüzüklerin Efendisi oyunu çıkarmasın.  EA elindeki Yüzüklerin Efendisi lisansını sonuna kadar sömürüyor. En son oyunlarından Battle for Middle Earth serisi, bir stratejiydi. Nezlimde oldukça kaliteliydi. Aylarca oynadım, arada kafama eserse tekrar kurup oynuyorum. Yıllar önce çıkan Return of the King’de “iyi” denilebilecek nitelikteydi. Bu aileye son günlerde çıkan Conquest’de katıldı. Return of the King tarzı, aksiyon kamerası ile hem iyi hem de kötü olarak oynayabiliyoruz. Ekran görüntüleri ve vidyoları yayınlandığı zaman çok heyecanlanmıştım. İyi ve kötü, kahramanlar, tanıdık mekanlar, 4 farklı sınıf seçeneği ile beni yollarına köle etmişti. Uzun bekleyişin ardından oyuna girdim…

Lord of the Rings: Conquest - launch trailer
Yükleyen polygamia_tv

Mirror’s Edge

First Person Shooter. FPS. Bu üç harfin oyun dünyasındaki etkisi kesinlikle gözardı edilemez. İnsanlara zamanında PC aldıran Doom’dan tutun da o aldıkları PC’leri çöpe atıp yenilerini almalarına neden olan Crysis’e kadar pek çok efsane, kahramanlarının içinde bulundukları dünyaya onların gözünden bakmamızı sağlıyor, oyuncular ile yönettikleri karakterler arasına mesafe koymuyor. FPS’nin en yaygın oyun türlerinden biri olmasının sebebi budur belki.

Mirror’s Edge - Time Trial
Yükleyen ElectronicArts

F.E.A.R. 2 Project Origin

Monolith gene yaptı yapacağını. Eskiden Blood ile kanımızı donduran ekip, önce AvP sonrasında F.E.A.R. ve Condemned ile bize kafayı yedirtti. Şimdiki “korkulu rüyamız” ise Project Origin.

F.E.A.R. da olan olayların hemen sonrasında başlamayan oyunumuz, harika bir şekilde açılıyor. Armacham firmasının sahibi olan Genevieve Aristide’ı kurtarmamızı isteyen ilk görev, size pek açıklayıcı gelmeyecektir ilk başta ama biraz sabrederseniz; neyin ne olduğunu kolayca çözebilirsiniz. Ve burada oyunumuzun ilk eksisi geliyor: Tahmin edilebilir bir senaryo, Project Origin’e olmamış. Tabii ki oyunun atmosferinde kendinizi kaybettiğinizde göremeyeceğiniz ipuçları var ve “kabak gibi ortada”. Dikkatinizi kolay kolay kaybetmeyen biriyseniz, Project Origin, sizin karşınızda 1-0 yenik başlayacaktır oyuna.

Oyunumuzu tam anlamıyla hatmetmek için sadece ilk oyunu bilmeniz yeterli. Extraction Point ve Perseus Mandate, bence haklı nedenlerle, üvey evlat muamelesi görüyorlar ama yine de tam anlamıyla yok sayılmıyorlar. İlk oyunu “oynamadan anlamak” istiyorsanız, sizi şuraya alalım.

Project Origin, hikaye olarak belki sınıfta kalabilir ama anlatımı ve oyuncuyu içine çekmesi yönüyle tamamen bir zafer kazanıyor. Oyun, sizi adeta kendisine yapıştırıyor; tamamıyla Alma’nın dünyasında yaşatıyor. Hele ki oyunda karşılaşacağınız yaratıkların sizin üzerinizdeki etkileri (oyundaki karakterin değil; ’sizin’ (ve belki de sandalyenizin (: )) inanılmaz. Ancak bu kadar yoğun bir atmosferin içine; çok basitçe işlenmiş, derinliği olmayan karakterleri koyması sizi kendinize getiriyor. Onların konuşması ve hareketleri ne kadar doğal gözükse de, içlerinin boş olduğunu bilmeniz, oyundan biraz soğumanıza neden oluyor. Neyse ki, oyunun çoğunda tek başımızayız. (:

Herşeyi başlatan küçük kızımız Alma, “küçük” sıfatını bu oyunla kaybediyor. Karşımıza artık genç ve olgun haliyle çıkan Alma, ilk oyundaki “masumane kötülüğü” bırakıp, “cazibeli kötülüğe” sarılmış durumda. Başımıza musallat olan kızımız, bu seferliğine, fazla vahşet sunmuyor bize. Onun yerine biz kendimiz vahşet yaratıyoruz çünkü. Fazlası zarar. (:

Kan ve vahşet, her korku oyununun vazgeçilmezidir haliyle. İlk oyunda her adım attığımız yerde kan vardı. Hatta tavanda bile. Project Origin, kan seviyesini azaltıyor ama buradan kıstığını vahşet olarak geri veriyor. Oyunlarda çatışma çıktığı yerde toz duman oluyor, girdiğiniz yerle çıkış birbirine benzemiyor. Aynı şey düşmanlar için de geçerli; savaşa girdiğiniz düşmanın, savaş bittiğindeki hali, ilk durumundan oldukça farklı oluyor. Kimilerinin kolu bacağı kopmuş oluyor, kimilerini yerden kazıyoruz, kimileri sadece dalak bağırsak şeklinde kalıyor vs. Oyundaki vahşet seviyesi uçmuş durumda ve bu vahşetin kaynağının ‘oyuncu’ olması; ehem şey… Çok güzel. (:

Teknik detaylara gelirsek, Project Origin’in ilk oyunla aynı motoru kullandığını söylemek gerekir. Herkesin yok Unreal Engine 3, yok CryEngine 2 diye tutturduğu bir dönemde eski bir motoru kullanmak “pek akıl işi değil” gibi görünebilir. Ancak Monolith, Lithtech motorunun suyunu çıkararak hem düşük sistemler için oyunu oynanabilir yapmış, hem de çok iyi bir görsel kaliteye ulaşmış. Tabii ki ewn düşük detaylara oyun biraz (!!) çamur gibi görünüyor ama oyundan zevk almanızı engellemiyor hiçbir zaman.

Ama oyunun inanılmaz bir eksisi var. Oyun zorunlu olarak 16:9 geniş ekranı kullanıyor. Ve bunu değiştiremiyoruz. Neden böyle bir karar aldı Monolith bilemiyorum ama çok saçma olduğu gün gibi aşikâr.

Korku oyunlarında sesler, en az görsellik kadar etkilidir. Undying’de Howler’ların ulumaları, AvP’de Alien tıslamaları, etrafta hiçbir görsel tetikleyici olmadan korkutan şeyler oldular. Project Origin, bu konuda ortalamayı tutturuyor. Ani ses efektleri geldiğinde korkuyorsunuz ama sadece bu kadar. Oyunda gerilim attırması gereken sesler birer asansör müziği kıvamında neredeyse (tamam abarttım, o kadar da değil). Ama çok fazla geri planda olmaları, büyük bir eksik. Daha keskin ses efektleri beklerdim açıkçası. Ama müzik kutusundan çıkan o melodi; enfes…

Tekniğe girmişken sorunlardan bahsetmesek olmaz. Oyunda birçok bug bulunuyor malesef; bunlardan bazıları hafif görüntü saçmalıklarına (duvara girmiş bedenler, yerçekimine meydan okuyan silahlar) neden olsa da, bazıları ciddi oyun hatalarına yol açabiliyor. Oyunda bolca bulunan sorunlara karşılık, henüz bir patch yayınlanmadı. Sorunların ne denli fazla olduğunu görmek için oyunun sitesindeki foruma bakmak yeterli.

Oyunumuzun adı her ne kadar F.E.A.R. olsa da, oyun aslen bir korku oyunu değil. Tamam yeri geliyor oyunda dört dönüyorsunuz, yeri geliyor oyuna ara verip yüzünüzü yıkamaya gidiyorsunuz, yeri geliyor arkanızda bir anda sessiz sedasız bir kız çocuğu oluyor, yeri geliyor hayaletler öd kesenizle dalga geçiyor ama, oyun her zaman korkuyu desteklemiyor. Arada biraz açık havaya çıkartıyor, aksiyona sokuyor, küçük bir şehir turu attırıyor, Mech bile kullandırıyor (hatta şehrin tozunu alıyoruz bu şirin şey ile)… Oyunu bir bütün halinde tutan bu elementler bir araya geldiğinde ise büyük resmi görüyorsunuz: Oyun sizi hiç sıkmıyor.

Project Origin’de de, son zamanların popüler zımbırtısı, ‘Achievement’ sistemi mevcut ama çok sayıda değil. Fazla gözüküyor ama, oyundaki her bölümü bitirmekle alınan “madalyaları” ben anlamadım. Oyunu bir defa bitirdiğinizde, kafadan 11 tanesini açıyorsunuz ki, bence israf olmuş. (: Ayrıca “Kiss the Cook” gibi tamamıyla korku/gerilim ruhuna ters düşen adları var.

Alma’nın bu oyunda biraz durulduğunu söylemiştim. Bu durum, oyunun zorluğuna da yansımış; oyun haddinden fazla kolay. Tamam, bir Prince of Persia kadar kolay değil ama ilk oyuna göre kolay; hatta Condemned’de göre çocuk oyuncağı kıvamına gelmiş. Öyle ki, oyuna konulan siper sistemine (arkasına sığınabileceğiniz herşeyi kendinize göre ayarlayabiliyorsunuz. Mesela bir masayı devirmek veya koltuğu yan çevirmek gibi.) hiç başvurmadan kolayca bitirebilirsiniz. Extreme zorluk seviyesinin bulunmaması da bir diğer eksi olarak oyunun hanesine yazılıyor elbette.

Monolith, sırayla sürdürdüğü korku oyunları listesine bir tane daha ekledi ve ne yalan söyleyeyim; hiçte fena değil. Bir klasik olamasa da kesinlikle oynanmayı hakediyor.