Hayatın bize neler getirebileceğini hiçbir zaman bilemiyoruz. Kaderin insanlar üzerinde nasıl oyunlar oynadığını, ertesi gün nasıl uyanacağımızı ya da akşam nerede olacağımızı. Kesinliğin çoğu zaman kaybolduğu bu düzende yaşayanlardan biri Kane de. 2 yaşındaki oğlunun, evde bıraktığı silah ile kendisini kaza sonucu vurduğu gün, eşinin yüzündeki korku ve nefret de bunu bir kez daha anlar. Dışlanan ve belki de haksız yere suçlanan bir adam olarak, evden ayrılarak şehir dışına kaçar. Artık yalnız başına yaşamaya başlayan Kane, birkaç sene sonra gizli bir grup olan The Seven a dahil olur. Kardeşliğin sınırsız gücü olarak adlandırdıkları toplulukta, Kane, diğer tüm üyeler gibi sadece kardeşler için çalışacağına ve ihaneti düşünmeyeceğine yemin eder. Aksi taktirde, cezası ölüm olacaktır. 13 yıl süresince grubun köklü üyelerinden biri haline gelen Kane, son bir görev için gittiği Amerikada, takım arkadaşları ile birlikte hiç beklemedikleri bir sorunla karşılaşırlar. Kendi canını son anda kurtaran ve diğer üyelerin öldüğünü düşünen Kane, bir çanta dolusu mücevher ile Venezuelaya kaçar. The Sevenın bundan sonraki amacı ise, Kani ve eğer dediklerini yapmaz ise kızını öldürmektir.
Lynch ise Detroitde bazı depolarda çalışmış ve şizofreni hastası olan biridir. Bu nedenle sürekli ilaç tedavisine ihtiyacı olan Lynch, çoğu zaman doğru düşünememe ya da yaptıklarını hatırlayamama gibi sorunları vardır. Normal bir günün dönüşü eve geldiğinde, eşinin canice öldürülmüş olduğunu görür. Neler olup bittiği anlamaya çalışırken, hiç beklemediği bir anda eşinin katili durumuna düşer. Hastalığının da etkisiyle kendisini savunacak pek şansı yoktur. Hayatın acımasız yüzü, Lynche de çok büyük bir darbe vurmuştur o gün.
Yazının devamını oku »